Sizlere ilk söyleyeceğim şey, Türkiye’nin aydınlık ve güçlü geleceğine olan inancımdır. Atatürk ilkelerini şeklen değil, özümseyerek hayata geçirerek bu büyük devlet adamının başlattığı yolda ilerlemektir. Ben hep bu düşünceyle yaşadım.

1990 yılında, Türkiye’de Bilgisayar Destekli Tasarım yazılımları sanayi kuruluşlarına henüz girmekteydi. Ben de, 24 yıl gibi oldukça uzun bir süre Türkiye’den ayrı kaldıktan sonra aynı yılın sonlarına doğru anavatanıma dönmüştüm. Bir rüyamı gerçekleştirmek istiyordum. Sanayileşmiş ülkelerin büyük şirketlerinde kullanılmaya başlanmış olan, çok güçlü bir mühendislik teknolojisini Türk sanayisinin de kullanmasını istiyordum. Bu teknoloji ile Türkiye’de otomobiller, trenler, uçaklar ve uyduların geliştirilmesini hayal ediyordum. Sözünü ettiğim teknolojinin adı İngilizce tabirle “Finite Element Method” veya Türkçesi “Sonlu Elemanlar Yöntemi” dir. Bu yöntemin teorisini üniversitede öğrenmiş ve 1970’li yıllardan itibaren Alman sanayisinde çalışırken de yoğun bir şekilde kullanarak uygulama tecrübesi edinmiştim. “Bu teknolojiyi etkin kullanarak batı dünyası ile ülkemiz arasındaki teknolojik uçurumu daha kısa bir zamanda kapatabiliriz” şeklinde bir rüyam vardı.

18 yaşında Türkiye’den ayrılırken ne Türk sanayisini, ne de devlet bürokrasisini tanıyordum. 1990 yılında 42 yaşında ülkeme döndüğümde hem özel sanayi kuruluşlarını hem de TÜBİTAK, MKEK, SSM, TAEK gibi devlet kurumlarını tanıma fırsatını yakalamıştım. Bu kurum ve kuruluşları tek tek ziyaret ederek tanıma fırsatım olduğu için çok şanslı olduğuma inanıyorum. Kurumlar ve şirketlerin mühendislik yöneticilerine bu heyecan verici teknolojinin uygulamalı sunumlarını yaptım. Bu sunumları yaparken PowerPoint ile değil, o günün teknolojisi olan Tepegöz olarak tabir ettiğimiz cihazları kullandım. Sunumlara giderken bir IBM PC 387 kasası, 17 inch tüplü ekran ve tepegöz cihazımla gidiyordum. İlk başlarda yardımcım yoktu, tek başımaydım. Giderlerimi asgari düzeyde tutmak için bir ofis kiralamayıp, apartman dairemizin bir odasını şirket ofisi yapmıştım. Bu durum 2 yıl böyle devam etti. Hayalim; Türkiye’de yeni başlayacak modern mühendislik sürecinin tetikleyicisi veya bir parçası olmaktı.

1990 yılında başlayan serüvenin elbette inişleri ve çıkışları oldu, ama “her kriz firmamızı daha da güçlendirdi” diyebilirim. 28 yıllık bir serüvenden sonra, bugün her zamankinden daha da güçlü bir şekilde ve artık bireysel değil; bir ekip ruhuyla, rüyalarımızı gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

Şirketimizi güçlü kılan şey ne cirosu ne de personel sayısıdır. Sadece ve sadece Fizik, Matematik ve Dijital teknolojilerle adeta gönül bağı olan kıymetli ekibimizdir. Gönül bağı varsa, ciro ve istihdam bunun doğal sonucu olarak zaten gelecektir. Kuruluşumuzdan beri Endüstri 4.0 sürecinin tam göbeğinde olduğumuzu söylemeliyim. Bu nedenle her sektörden her türlü teknolojik ürünü geliştirme yeteneğimiz bulunmakta ve işte FİGES’te tam da bunu yapmaya çalışmaktayız. Hedefimiz; bir ürün geliştirmek ve prototipini yaparak yeteneklerimizi sergilemek değil, ürünü ticarileştirmek ve tüm dünyaya satmak, yani ihracat yapmaktır. Bence her şirket ihracat odaklı yapılanmalı ve kamu tarafından bu yönde desteklenmeldir. Aksi taktirde ekonomimiz güçlü ve sürdürülebilir olamaz. Hedefimiz, sadece daha fazla ihracat değil “Cari Fazla” olmalıdır. Bu da ancak katmadeğeri yüksek milli ve yerli ürünlerle mümkün olabilir.

FİGES AŞ Yönetim Kurulu Başkanı, Dr.Tarık ÖĞÜT